Bilincin Varlığı Konusunda Ne Gibi Kanıtlar Bulunur?

Vacaspati Misra



Gerçeğin Işığında

Büyük olasılıkla M.S 4. yüzyılda kaleme alınmış olan Sâmkhya'nın dizeleri adlı yapıt bu dönemin kötümserliğine doyurucu bir cevap getirmek amacıyla harcanan gerçek bir entelektüel ve ahlaksal çabaya tanıklık eder: insanlığın durumunun belirgin özelliği insanların yaşamları boyunca sefalet çekmeleriyse felsefe buna ne gibi çareler getirir?

Yapıtın başında Brahman felsefesinin kurtuluşa doğru bir yol gibi algılanan kurtarıcı aracılığıyla selamete çıkma amacı anlatılır. Bu amaç özellikle burada çevirdiğimiz on yedinci mısrada formüle edildiği gibi bilincin kanıtlarında da yinelenir. Bu bağlamda getirdiği varsayım açıktır: İnsan varlığının bütün psişik faaliyetleri bilinçdışında doğanın üretici gücünden gelir. Bilincin gerçekten varolduğunun kanıtlanması gerekir. Bu mısradaki beş kanıt Vacaspati Misra'nın 10. yüzyılda bu çalışma için kaleme aldığı Gerçeğin Işığında başlıklı yorumda geliştirilmiştir. Yorumcu burada bilinci düşüncenin faaliyetlerinin etkisiz ve ilgisiz bir tanığı gibi göstermekle yetinmemiştir (bkz. metin 4); ona göre bilinç insan varlığının zihinsel etkinliklerinin düzenleyici ilkesidir, aksi takdirde bu zihinsel etkinlikler düzensizlikten başka bir şey olmaz. Dolayısıyla düşünceler için bir amaçsallık şarttır. Eğer düşünmek kendi içinde bir amaç değilse bunları amaçlarına yani kurtuluşa ulaştırmak bilince düşer.

Samkhya'nın ilk mısrası

Sefaletin oluşturduğu engel üçlüdür’. Bu engeli ortadan kaldırmanın yolunu öğrenmek istemenin amacı budur. Başka araçların bulunduğu gerekçesiyle böyle bir isteğin anlamsız olduğu eleştirisine verilen cevapta bunun doğru olmadığı söylenir; bu araçlar gerekli ve mutlak değildir.

[Vacaspati Misra'nın yorumu]

Aslında aşağıdaki koşullarda bu konunun [sefalet] amacının öğrenilmesi istenmeyebilirdi:

a. dünyada sefalet olmasıydı;

b. ya da yaşanan sefaletin ortadan kaldırılması istenmeseydi;

c. veya son vermek istense de onu ortadan kaldıracak çareler olmasaydı. Bu çareler iki nedenle olmayabilirdi: sefaletin sürekli olması ya da çarelerinin tam olarak bilinememesi;

d. ya da sefaleti yok etme olanaklarına sahip olunmakla birlikte bu çalışmayla belirlenen amacın ona uygun olmadığı düşünülseydi;

e. veya daha etkili başka araçların olduğu düşünülseydi.

Bu açıdan bakıldığında sefaletin olmadığını ya da sefaleti ortadan kaldırma isteğinin olmadığını düşünmek yanlıştır. "Engel üçlüdür” başlıklı mısrada belirtilmiştir bu. Sefalet üçlüdür çünkü üç çeşit sefalet vardır: öz benlikten gelen sefalet, canlı varlıklardan gelen sefalet ve doğaüstü varlıklardan gelen sefalet.

[Samkhya 'nın ikinci mısrası]

Aslında Veda söylemine dayalı çare daha önce denenmiş araçlara benzer: Yozlaşma, süreksizlik ve aşırılık egemendir burada. Bunlara tercih edilebilir ve zıt olan başka bir çare vardır: ifade edilenin, edilmeyenin ve bilincin sezgisel olarak bilinmesi. [1]

[Yorum]

Mısranın tam anlamı şöyledir:"Bun!arın"yani sefaletin yok edilmesi konusunda ritüalist çarelerin "karşısında"olan bir çare vardır: düşüncenin berraklığı ve bilinç arasında temel bir fark olduğu sezgisi; "başka bir çare daha vardır" yani sefaleti dindirmek için; dolayısıyla bu "tercih edilmesi gereken" bir çaredir.

Veda söylemlerinin sefaleti yok etme kapasitesi övülür ama bu ancak Vedalar onun uygulanması emrini içerdikleri takdirde gerçek olabilir. Düşünce ve bilinç arasındaki temel ayrımın bilinmesi de övgüye değer bir durumdur. Öte yandan sefaleti dindirme bağlamında övgüye değer bu iki çare arasında temel ayrımın sezgisel olarak bilinmesi tercih edilmelidir.

[Samkhya'nın on yedinci mısrası]

Kümelerin amaçsallıkları başka şeye yöneliktir; üç niteliğe sahip olanın karşıtı vardır: nesneler yönlendirilir; bir özne hayatı deneyimler; özgürleştirici yalnızlık için çaba harcanır. [Bu beş neden dolayısıyla] bilinç[2] vardır.

[Yorum]

Bilincin varlığının birinci kanıtı]

Mısra şöyle bitiyor: "bilinç vardır", açığa çıkmayan doğadan[3] ve geri kalan her şeyden bağımsız olarak... Neden? Kümelerin amaçları vardır... ": açığa çıkmayan doğa, Büyük olan [yani düşünce] ben ve geri kalan her şey başka bir şeyde amaca yönelirler çünkü bunlar yatak, koltuk, merhem gibi birer kümedir. Hepsi onları hoş, kötü ve aldatıcı kılan üç nitelikten oluşmuştur.

[Eleştiri]

Şöyle bir eleştiri getirilebilir: Yataklar, koltuklar ve geri kalan her şey üretildikleri bir bileşimi yani insan bedenini kapsayan kümelerdir. Bununla birlikte öteki [bileşimler] [üretildikleri] farklı bir bilinç içermezler, işte bu nedenle başka [bedenden] ayrı bir bilinci değil ama birleşik bir gerçekliği ortaya çıkarmaya yarayabilirler.

[Cevap: ikinci kanıt]

Bu kıtaların yazarı buna cevap vermek için şöyle diyor:"üç niteliğe de sahip olanın karşıtı vardır". [...] Sürekli gerilemeyi önlemek için birleşik olmayan bir gerçekliğin var olduğunu kanıtlamak gerekir. Bunun için de hiçbir nesnelliği olmaması anlamında üç nitelikten hiçbirine sahip olmadığının, [birleşik olanlardan] kendisinin ayrıldığının, onlarda ortak olan bir özelliğe sahip olmadığının, nihayet belirgin özelliğinin herhangi bir şeyi üretme kapasitesi değil bilinç olduğunun kabul edilmesi gerekir.

Aslında üç niteliğe sahip olmak bir bileşimin varlığına eşlik eden bir özelliktir. Bu başka gerçekliğin [bilinç] bir bileşim olması düşüncesi dışlanmak istenirse üç niteliğe sahip olduğu düşüncesi de dışlanır. Aynı şekilde bir insanın Brahman niteliğine sahip olduğu düşüncesi inkar edilirse onun Brahmanların Katha dalına mensubiyeti de inkar edilir. Sonuç olarak" üç niteliğe sahip olanın karşıtı vardır" derken Üstat bu ötekinin bir bileşim olmadığını ve bilincin söz konusu olduğunu söylemek istiyor. İşte kesin olarak açıklanan şey budur.

[Üçüncü kanıt]

Bilincin varlığının bir başka nedeni: "nesneler yönlendirilir." Nesneler üç nitelikten oluşur çünkü onları yönlendiren bir gerçeklik vardır. Gözlemlenen şudur: hoş, hoş olmayan ya da aldatıcı niteliklere sahip olan her şey başka bir şey tarafından yönlendirilir; arabanın dizginlerle yönlendirilmesi gibi. Bununla birlikte düşüncenin özelliği hoş olması, olmaması ya da aldatıcı olmasıdır; dolayısıyla düşünce de bu üç niteliğe sahip olmayan başka bir gerçeklik tarafından yönlendirilir: bilinç.

[Dördüncü kanıt]

"Bir özne hayatı deneyimler": Yazar burada zevkin ve acının yaşam deneyimleri olduğunu söylüyor. Zevki ve acıyı algılamak hoş ve hoş olmayan bir şey hissetmektir. Dolayısıyla onların hoş ve hoş olmayan özelliklerini ortaya çıkaran başka bir gerçekliğin algılaması ve hissetmesi gerekir. Ancak algılananlar hoş ve hoş olmayan özellikleriyle düşünceler değildir çünkü bu özellik düşüncenin etkinlikleriyle karşıtlaştırır. Bu nedenle [zevkin ve acının] özellikleri her türlü zevkten ayrı bir gerçeklik aracılığıyla algılanırlar: Bu, bilinçtir.

Durumu farklı algılayanlar da vardır: Düşünceler algılanır yani görünür kılınır. Ama görünen özellikleri görülebilirliklerinin bir kanıtının olmasını gerektirir. Dolayısıyla düşüncelerin kendilerini görünür kıldıkları bir özne vardır: Bu, bilinçtir.

Bir deney öznesi ya da tanık olan bir özne aracılığıyla olsun her iki durumda da özne görünür deneyden hareketle çıkarılır. Nihayet düşüncelerin görülebilirliği [birine] hoş gelen karakterlerinden hareketle çıkarsanır... dünyanın [görülebilirliğini ortaya çıkarmak] gibi.

[Beşinci kanıt]

Neticede bilinç vardır çünkü insan "kurtarıcı yalnızlığı hesaba katarak çalışır."[4] Burada tanrısal sezgiyle donanmış kitaplar ve büyük kahinler söz konusudur. Sefaleti tamamen yok eden kurtarıcı yalnızlık, düşüncelerin bir etkinliği değildir zira düşünceler varlıklarını yani sefaleti oluşturan şeyden nasıl ayrılabilirler? Bir ayrılık olması için ayrılmış olanın farklı olması ve farklı bir doğaya sahip olması gerekir, işte bu nedenle gelenekler ve büyük bilgeler kurtarıcı yalnızlık için çalışmışlardır. Dolayısıyla düşünceden farklı bir gerçekliğin varolduğu kanıtlanmıştır: bilinç (atman).

Vacaspati Misra, Gerçeğin Işığında (Tattvakaumudi) 10. yüzyıl.



[1] Sanskritçe duhkha sözcüğü burada “sefalet" ile karşılanmıştır. Kelimesi kelimesine anlamı göbeğin çevresinde iyi dönmeyen bir tekerlektir. Kelime daha geniş olarak rahatsızlık, kötülük, keyifsizlik, acı, sıkıntı anlamlarını taşır.

[2] Sâmkhya okuluna göre "bilinç" (puruşa) doğanın yani var olan her şeyin üretiminin tüm maddi mekanizmalarının maddi olmayan ve teleolojik bir ilkesinin varlığını içerdiğinin anlaşılmasından başlayarak mantıksal sonuç çıkanlan doğadan (prakrti) farklı bir gerçekliktir. Doğa bilinç tarafından anlaşılmak için vardır.

[3] Sâmkhya 'ya göre iki doğa durumu söz konusudur Açığa çıkmayan doğa etkin olmayan bütün üretici güçler gibidir; bu, ilkel Doğadır. Daha sonra önce düşünce ilkesini, sonra ben'i, başka bir bedene geçen karmaşık bedeni, duyumsal organlan vb. üreterek ortaya çıkar. Bu psikogonide bu iki doğa biçiminde üç nitelik iguna) bulunur: netlik ve iyilik eğilimi (sattva), eylem ve düzensizlik eğilimi (rajas) ve karartma ve aldatma eğilimi (tamas). Doğanın ürettiği, psikolojik işlevleri insanda olan her şey az ya da çok bu niteliklerden oluşur.

[4] Samkhaya öteki brahman okullarının "rahatlama, özgürlük" (moksa) dediği şeyi böyle adlandırıyor.

Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın

www.aymavisi.org

+ Büyüt | - Küçült
Felsefe