Bir Şiirin Oluşumu

Day Lewis


Şimdi sizi şiirin kulisine götüreceğim. Bendeniz (kitabı yazan yani: Day Lewis. İngilizim. Fazlaca Albion olduğumdan mı ne, "Kraliçenin şairi" diye alaya alan sıcakkanlı yazarlar da olmuştur. Her neyse). İkincisi bir başka şair. Üçüncüsü yine bir başka şair. Falan. Önce kendim için konuşayım; sözünü ettiğim şiir şu:

ATLI TALİMLER BAYRAKLAR BAYRAM YERLERİ

Vadilerin beşiğine eğilmiş bu tan yüzleri

Pırıl pırıl vadiyi dolduran sise bakıyor

Onların elleri bulmak için yıkar her şeyi

Atlı talimlerdi bayraklardı bayram yerleriydi.

Bir kaynak doğar taşın karanlığından

İçten gürültüsüyle bir kanat gibi çarpan

Kayarak körfezdeki masmavi kotralardan

Eğilmiş üstüne seyretmiştim bir zaman

Ah! Tutmalı diyorum bu körpe enseleri

Bırakmamalı o çirkin, suçlu, günahkar sise

Artık ayaklarından mı olur ellerinden mi?

Bağlamak onları sımsıkı kaynağa, köke

Ama kim tutabilir kaynağı, sisi, saati

Çağ bile, işte, onların bayrağını çekti!

Bu şiir bende, ilk kez iki çocuğumun durumları dolayısıyla hiç de deneysel sayılmayan bir duyguyla tohumlandı. O duygu çok anne babada görünür bir gün. Çocuklar büyüyorlar, artık sizin koruyuculuğunuzun sınırları yetmiyor onlara; coşku içinde, tehlikeliymiş gibi gelen bir dünyaya doğru uzanıyorlar. Bu durum bir hüzün doğurur anne babada. Melankoli falan gibi bir şey doğurur. Bendeki de oydu herhal.

Bu şiire bakıldığında iki tema’sı olduğu görülür. Son altı mısrada benim duyduğum şeyler var. İlk sekiz dize ise çocukların sabırsızlığını, beklentilerini anlatıyor. Her iki tema da Şiirsel dengenin kurulmasında çaprazlamasına rol oynuyor. Çatışarak.

Ben bir şiiri yazmaya başlamadan önce bir dize belirir. Kendiliğinden belirir sanki. O mısra gelişerek ilerde Şiirin çatısını kurar. Bu şiirimde de ilk beliren mısra şuydu:

Atlı talimlerdi bayraklardı bayram yerleriydi.

Neydi bu mısra? Niçin öyleydi? Düşündüm üstünde. Gördüm ki o bir fuarı, bir bayramı, çocukların hoşlandıkları şeylerden birini anlatıyor. Yani çocuğun görebilmek için can attığı o büyükler evrenini. Bu "Can atmak" fikri aklımı çeldi ve şiire bir iki mısra daha ekletti bana. İlk üç mısra böyle doğdu. Ovayı dolduran bir sabah sisinden söz etmiştim. Çocuklar o sisi kağıt gibi yırtmak istiyorlar. Artık belli bir yaşa gelmişler. Gömlek değiştirme çağı. Kendilerini büyüklerin dünyasından ayıran şeyi yaş günü armağanının ambalaj kağıdını yırtar gibi yırtıp atmak istiyorlar. Sisin düzlüğü dolduruyor olması da yıllar önceki bir günün aklıma gelmesiyle şiire girdi. Çocuklarımı ellerinden tutup kırdaki okullarına götürdüğüm bir gün bir tepenin üstünde durmuştuk, aşağıda sis bütün vadiyi doldurmuştu. Hatta ambalaj kağıdı sözü de o sırada aklımdan geçmişti galiba. Ama ben unutup gitmişim bu anıyı. Şiiri yazarken birdenbire aklıma geldi.

Bunlar böyle. Sonra ilk dört mısradakinden daha değişik bir imge zinciri bulayım istedim. İkinci kıtada bir kaynak var. Çocuklar eğilmiş, onun nasıl kaynadığına, soluk alıp vermesine, genç bir hayvan gibi çıkardığı tatlı sese vermişler kendilerini, bakıyorlar. "Doğuyor" kelimesi size o bölümün bütün anlamını veren bir ipucu. Kaynak, hayatın ilk çağlarını, çocukluk dönemini temsil ediyor. O dönemde çocuk kendini hayata varlığının yarısıyla iliştirir gibidir. Öteki yarısı? Öteki yarısı yatağı içinde gelişerek usul usul büyüyen bir ırmak gibi, genişleyeceği günlere, ileriye dönüktür. Kaynak imgesi de sis imgesi gibi eski bir anımdan çıktı. Çocukken bir kır evinin yakınlarında, beni gerçekten büyüleyen bir kaynak vardı. Üstüne eğilip saatlerce ona baktığım aklımda. Şaşırdım, bunca ince bir su şeridi nasıl oluyor da toprağı yarıp yeryüzüne çıkıyor diye.

İkinci temaya gelelim. Hatırlarsanız, bu tema, yani çocuğun dünyaya, hayata atılacağı sırada anne babada uyanan duygu, şiiri doğuran şeydi. Şiirin çekirdeğiydi. Ama bütün şiir içinde az yer tutuyor. Üçüncü kıta. Şair Şiirini yazarken çok kez beklenmedik bir gelişme, yeni bir ağıntı doğabiliyor. Yeni öğeler katılıyor şiire. Aslında yine o ilk tohum bir noktaya kadar kendini göstermiyor değil. Sözgelimi yukarıdaki şiirde ana tema üçüncü kıtada. Ne diyor o mısralar? O ki günün birinde nasıl olsa dünyanın düşlerindeki gibi olmadıklarını anlayacaklar, öyleyse kopmasınlar bizden çocuklarımız. Çıkıp çıkıp gitmesinler. (Oğlanlar Uzaklaşır Kızlar Uzaklaşır), dağılmasın o sis. Büyüdükten sonra hayat daha kıyıcı oluyor: kazalar, fırtınalar, denizler... Onun için çocukların çocuklarına bağlı kalmaları daha mı iyi ne? Böyle diyor aşağı yukarı o mısralar. Ama görüyorsunuz ki şiir onlarla bitmemiş. Her şey bir yana, anneler babalar iyi bir şey de olsaydı (kötüdür oysa) çocuklarının büyümelerini engelleyemeyeceklerdi ki zaten. Son iki mısrada onların "velayetlerinden" nasıl kurtulduklarını, parmakları arasından nasıl sis gibi, ya da su (kaynak) gibi akıp gittiklerini anlatıyorum. Artık hayat kavgasında kendilerini yaşayacaklar; çağ da, işte, onların bayrağını çekti direklerine!

Acaba son altı mısrada bir noktaya dikkat etliniz mi? Orada hemen hiç yeni bir imge yok. Yeni imgeler kullanacağıma daha öncekilerini tekrarlamaya gitmişim. Geçen bölümde şiirde tekrarların öneminden söz etmiştim. Yalnız kelimeler ve deyimler değil imgeler de tekrarlanabilir. İmgeler bu şiirde öyle tekrarlanmış ki, hem iki ana temayı çok değişik açılardan görmek mümkün oluyor; hem de aynalarla dolu bir odadaymışçasına kişi varlığının türlü görünümleri gerçekleştirilebiliyor.

Şiirin tohumu çimlenmiş önce. Ve bu, hayatımın türlü dönemlerinde yaptığım, hatta unutmuş bulunduğum birçok deneye bağlanmış farkında olmadan. Bilinen bir vadinin sislerini, dağdaki bir kaynağı, bir okul spor yarışmasını çağrıştırmış. Öteden kotraların kayı kayıverdiği bir körfez ekleniyor bunlara. (Bu sonuncu tablo nereden çıktı, daha da anlamış değilim). Ve işte bu dört imge benden çıkıp şiiri dört yanından kavrıyorlar.

Şu; Şiirsel yaratışta atılan adımlar, elmas bir kolye yapılırkenki çalışmayı andırıyor. Şair de tıpkı toprağı kazan maden işçisi gibi, değerli taşları Şiirin temasım, imgelerini bulabilmek için kendi derinliklerine inecek. Maden işçisi nice usta, nice becerikli olursa olsun, toprakta yoksa, bir şey bulamayacaktır. Siz de kendinizde gerekli şiir özünü daha taşımıyorsanız şiir adına bir şey çıkaramazsınız varlığınızdan. Diyelim ki taşıyorsunuz, o zaman da hayal gücünüz, hazırlığınız, Şiirin ilk maddelerini işleyecek ve deneylerinizi billurlaştıracak kadar güçlü ve hamarat değilse yine ummayın bir şey. Çünkü yeraltında bulunmuş elmas parçaları nasıl kimyasal birtakım işlemlerden geçiyorsa, şiir içinde bazı işlemler gerekli. Sadece bir tane mi şiir yazmak istiyorsunuz, yazamayacaksınız o şiiri! Bulunmuş elmas parçalarım, seçmek, ölçmek, tartıya vurmak, pazarlara sürmeden önce tıraşlamak gerekiyor. Şairin de böyle bir tekniği var. Düş gücünün yardımıyla bir noktaya kadar gelen şiiri son durumuna sokabilmek için yararlanacaktır o teknikten.

Ana Sayfaya Dönmek İçin Tıklayın

www.aymavisi.org

Edebiyat
+ Büyüt | - Küçült